Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Filistin Devleti’ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti’nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’na hitap etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:
Sayın başkan, değerli devlet ve hükümet başkanları, sayın Genel Sekreter, kıymetli delegeler, sizleri şahsım ve milletim adına en kalbi duygularımla selamlıyor, bu kürsüden sizlere bir kere daha hitap etmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Birleşmiş Milletler 81’inci Genel Kurulu’nun başta mazlumlar olmak üzere tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Genel Kurul Başkanlığını tamamlayan Sayın Baerbock’a teşekkür ediyor, başkanlığı devralan Sayın Rahman’a da başarılar diliyorum. 10 yıla yakın süredir Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini tarafsızlıkla, hepsinden önemlisi cesaretle yürüten kıymetli dostum Sayın Guterres’e çabalarından dolayı tebriklerimizi, teşekkürlerimizi iletiyorum.
Öncelikle bir üzüntümü ifade etmek isterim. Üye ülkelerin kahir ekseriyetini resmen tanıdığı Filistin Devleti’nin değerli Başkanı Sayın Mahmud Abbas üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor. Filistinli kardeşlerimize yönelik bu haksızlık vicdanları yaralamaktadır. Bilinmesini isterim ki Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler, tıpkı geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filistin Devleti’nin sesi olacak, Filistin halkının bu mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle bugün bir kez daha Filistin devletini henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum.
26 Haziran 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Anlaşması imzalanırken üye ülkeler büyük bir umutla, “Biz Birleşmiş Milletler halkları, bir insan ömrü içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, adaletin korunması ve anlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları oluşturmaya, iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye karar verdik.” demişlerdi.
Anlaşmanın üzerinden 81 yılı aşkın bir süre geçti. Ama insanlık halen o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı günleri hasretle bekliyor. Öyle çok uzağa gitmeye gerek yok. Sadece 1 yıldaki tabloya göz atmak kâfidir. Bakınız; geride bıraktığımız 12 ay, 60’ı aşkın çatışma ve savaşla son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Gazze’den Ukrayna ve Rusya’ya, Myanmar’dan Darfur’a, İran’dan Lübnan’a 250 bin insan hayatını kaybetti. Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşandı. Yüz binlercesi doğduğu, büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı. Yalnızca Gazze’de 3 yılda, çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz İsrail’in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı halen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor. Eşlerinin, çocuklarının, anne babalarının naaşlarını çıkarıyor.
İsrail’in saldırılarında ellerini, ayaklarını kaybetmiş masum yavrular tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalışıyor. Gazze’deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70’inden fazlası şu anda hizmet veremiyor.
Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak bu kürsüden bizim için vicdanımız parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım: Gazze bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir; aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir.
Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Başkan Trump’ın gayretleri ve bizim de dahil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı 1500’ü aşmıştır. Filistin direniş hareketi barış planının ikinci aşamasına geçişi kabul ettiği halde İsrail hükümeti işgali durdurmaya yanaşmıyor.
Batı Şeria’da ise yerleşimci terörünün en ağır dönemi yaşanıyor. Kudüs’te Müslüman ve Hristiyanların kutsal mekanlara erişimi engelleniyor. Hepimizin ortak girişimi olan UNRWA yok edilmek isteniyor.
Şimdi değerli dostlarım, bugün kalbimle kelamım arasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim. Kimse kusura bakmasın. Kimse gücenmesin, alınmasın. Bu, Tayyip Erdoğan’ın şahsi meselesi değildir. Bu insani bir meseledir. Hepimiz için vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var. Karşımızda son derece vahim bir tablo var. Yüreğinde insanlık olan, yüreğinde merhamet, şefkat olan, insaf ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz.
Bugün kendimizi güven içinde, refah içinde, esenlik içinde hissedebiliriz. Çatışma bölgelerinden, kriz bölgelerinden uzakta konfor içinde yaşayabiliriz. Fakat yarın ne olacağını, başımıza ne geleceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Bunun için uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesisine odaklanan bu yılki Genel Kurul temasını fevkalade isabetli buluyorum. Sayın Genel Sekreter’in ‘Birleşmiş Milletler 80’ girişimi dahil bu yönde sarf ettiği samimi çabaları destekliyoruz. Bu reform iradesinin müteakip Genel Sekreter döneminde de sürdürülmesini bekliyoruz.
Tabii burada şu hakikati çok net ifade etmek istiyorum. Eğer Birleşmiş Milletler’e olan güven gerçekten artırılmak isteniyorsa yapılması gerekenler bellidir. Gazze’de çocuklar güven içinde olacak. Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA’ları, SİHA’ları değil, özgürce süzülen uçurtmaları görecek. Lübnan’da çocuklar gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak. Asyalı emekçilerin alın teri vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek. Afrikalı kardeşlerimiz geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak, umutla bakacak. Birleşmiş Milletler’e güven ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir.
Bu vesileyle Birleşmiş Milletler genel kurullarında yaptığım çağrıyı bugün bir kez daha tekrarlıyorum: Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum.
Türkiye gelişen savunma sanayisiyle, şoklara karşı dirençli ekonomisiyle, çatışmaların ortasında adeta bir istikrar adası olmayı sürdürmektedir. Ülkemiz Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak kıtanın refah ve güvenliğinin temininde önemli roller üstlenmektedir. Temmuz ayında başarıyla ev sahipliği yaptığımız NATO Ankara Zirvesi, ortak güvenliğimize ilişkin kararlılığımızın somut bir nişanesi olmuştur. Türkiye’nin güvenlik mimarisinin dışında bırakıldığı bir Avrupa’nın daha güçlü, daha güvenli olması, açık söylüyorum, mümkün değildir.
Tayyip Erdoğan olarak vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak Rabbim ömür verdikçe bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların da sesi olmaya, onların için de konuşmaya, mücadele vermeye inşallah devam edeceğim. Biz gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz; ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.
Dünyanın gidişatına baktığımızda önümüzde iki yol olduğu görülecektir. Ya korkuyla, çatışmayla ve içe kapanmayla belirsizliği daha da büyüteceğiz ya da adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle geleceği beraber inşa edeceğiz. Şüphesiz karanlığa yumruk sallamak kolaydır. Zor olan o karanlığı aydınlatacak bir mum yakabilmektir. Türkiye ikinci yolu seçmiştir. Bu yolda inşallah sabırla yürüyecektir.
Rabbim yolumuzu açık etsin, yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bu salonda ve dünyanın dört bir yanında bizleri dinleyen dostlarımızı bu ortak gelecek vizyonuna sahip çıkmaya davet ediyorum. Sizleri şahsım, milletim adına en kalbi duygularla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.




